Hamilelik ve Tiroid
Anne Adaylarına…
www. tiroidim.com
Annelik, doğumla değil, hamilelik ile,
hatta belki çok daha öncesinde başlar…
Bunun farkında olan tiroid
hastalarının, hem kendi, hem bebeklerinin sağlığı açısından pek çok
şeyi öğrenmek istemesini yadırgamamak gerekir. Hamilelik,
anneden-babaya, hekimden-çevredeki insanlara dek zorlu bir imtihan
gibidir. Ve elbirliği ile kaygıları azaltmaya çalışmak gerekir. Sıkça
sorulan soruların hiç değilse bir kısmına, sizin için, güvenilir
kaynaklardan cevaplar aradık…
“Öğrenmek, bilmiyorum diyebilmekle
başlar…”
Not: Bu bölümde yazılanlardan istifâde
edebilmeniz için, tiroid bezi ile ilgili temel bilgileri (FT3, TSH,
hipotiroidi vs.) biliyor olmanız gerekir. Eğer bu konuda eksiklik
duyuyorsanız, önce hastalığınızla ilgili eğitim sayfamızı (otoimmün
tiroidit, nodüler guatr ya da Graves hastalığı) okumanızı tavsiye
ederiz.
Hamilelikte Tiroid Tetkikleri…
Hamilelik sırasında tiroid tetkikleri,
kan testleri ve ultrason (USG) ile yapılır.
(Normâlde Graves hastalığının,
sıcak-soğuk nodüllerin ayırımında vs. kullanılan) tiroid
sintigrafisi, hastaya (düşük dozda olsa da) radyoaktif madde
verilmesini gerektirdiği için, hamilelerde uygulanmaz. Teşhis, ya
diğer tetkiklerle konmaya çalışılır, ya da sintigrafi çekimi,
hamilelik sonrasına ertelenir. Hemen belirtelim ki; bir hamileye kaza
ile (teknesyum/pertenetat’lı rutin) tiroid sintigrafisi çekilmiş
olması, hamilenin bebeğinin alınmasını gerektirmez. Kaza ile tetkik
yapılmış ve 10 rad’ın altında radyasyon almış hamilelerin
bebeklerinde, sakatlık veya kanser görülme oranı, diğer hamilelerin
bebeklerindeki orandan farklı değildir. 10 – 60 rad arasının şüpheli
görüldüğü, 60 rad’ın üzerinde riskin arttığı söylenmektedir. Teknesyum
(perteknetat) ile yapılmış rutin tiroid sintigrafisinde annenin ve
bebeğin aldığı doz ise, 2 – 3 rad’ı geçmemektedir. Bir akciğer rontgen
filmi ile alınan toplam doz ise, 1 rad’ın altındadır. Hamilenin
radyasyondan korunması esastır. Ancak kaza ile alınan ufak dozlarla
bebeğin sakat olma riski, doğduktan sonra güneşlenirken cilt kanserine
yakalanma riskinden çok çok daha azdır. Hekim, yalnız annenin değil,
karnındaki bebeğin de hayat hakkına saygı göstermek zorundadır.
Doğumdan sonra teknesyum (perteknetat)
ile tiroid sintigrafisi çekilmesi planlanmışsa, annenin sütünü sağıp,
buzdolabında saklaması ve çekim sonrası bebeğini 24 saat emzirmeyip,
bu sütle beslemesi önerilir. Süte geçen radyasyon son derece düşük
dozdadır ve tüm bunlar tedbir içindir.
Radyoaktif iyot, radyoiyot ya da RAI
olarak anılan “iyot-131” ile yapılan tetkik ve tedaviler, çok yüksek
dozda radyasyon içerir ve hamilelere asla uygulanmaz. “Graves
hastalığında tiroidi küçültmek için, çok çalışan sıcak nodülleri
öldürmek için ya da tiroid kanserinde” kullanılan radyoiyot tedavisi,
nükleer tıp hekimlerinin gözetiminde ve “hamilelik ihtimâli bile” çok
sıkı sorgulanarak yapılır. En ufak şüphede hamilelik testi istenir.
Radyoiyot almış hastaların 6 ay kadar
hamile kalmaması istenir. Bu süreden sonra hamilelik, diğer
insanlarınkinden farklı değildir. Tabii tiroid hormonu ve TSH normâl
sınırlarda olduğu müddetçe…
Hamilelik… Yeni bir başlangıç…
Hamilelik, tiroid sağlığı açısından
yepyeni ölçüler demektir. Anne adaylarının yakından tanıdığı hCG
(human chorionic gonadotropin) hormonunun bile, TSH’a benzer şekilde
tiroid bezini uyaran, büyümeye ve çok çalışmaya sevk eden bir özelliği
vardır. Özellikle hamileliğin ilk 3 ayında, hCG arttıkça, TSH bir
miktar düşer, tiroid bezindeki iyot tutulumu ise biraz daha artar.
Hamileliğin erken döneminde,
(hamilelerin yaklaşık % 18 kadarında), TSH geçici olarak “normalin alt
değerlerine dek” düşebilir. (Bunun
değerlendirmesini hekiminizin yapması uygun olur.)
İyot eksikliği olan bölgelerde,
hamilelik boyunca TSH’da ılımlı yükselme eğilimi beklenebilir.
(Ülkemiz, iyotlu tuz uygulaması ile yavaş yavaş iyoda doygun bölge
haline gelmektedir. Yine de çoğu kırsal bölgede hâlâ iyotlu tuz
bulamayan ve iyot eksikliği yaşayan insanlar olduğunu yakınen
biliyoruz.)
T4’ün (tiroid hormonunun) bir kısmı,
kanda TBG denen bir maddeye bağlanır. Aktif olan hormon,
bağlanmamış, free (serbest) olan kısımdır. Bu yüzden kan
tahlillerinde total T4 (toplam T4) miktarı farklı,
FT4 miktarı farklıdır.
Östrojen (estrogen) hormonunun etkisi
ile, işte bu TBG denen madde, hamilelikte 2,5 kata kadar artabilir. Bu
yüzden hamilelerin kanında total T4 ve total T3 miktarı artmış gözükse
de, gerçekte asıl fonksiyon gören FT4 miktarı % 10 kadar azalmıştır
(yine de FT4’ün normal aralıkta seyrediyor olması beklenir).
Aspirin ve bazı ağrı kesici ilâçlar,
bazı sara ilâçları vs., tiroid hormonlarının TBG’ye bağlanmasını
önleyerek, T4 ve T3’ün serbest kısmında (FT4, FT3) kısmi artışa yol
açabilir.
Bu yüzden her hastada (hamilelerde
mutlaka), total T4 ve total T3 yerine, FT4 ve FT3 tâkip edilmelidir.
Tetkik kâğıdınızda sadece “T4, T3” yazıyor ise, büyük ihtimâlle bu,
“total T4 ve total T3” bakıldığını gösterir. Bazen Free-Serbest
kelimesi aynı anlama geldiği için, FT4, FT3 yerine, ST4, ST3 de
yazılabilmektedir.
Annenin kan dolaşımı ile, bebeğin kan
dolaşımı, “plasenta” denen (rahime tutunmuş) bir organda bir
araya gelir. Yâni plasenta, iki kan dolaşımı arasında bir nevi
“gümrük” görevi görür. Bazı maddeler anneden bebeğe geçer, bazıları
geçemez.
Plasentada, tiroid hormonlarını
parçalayan “deiodinaz” denen madde bolca bulunur. Bu yüzden annenin
T4 ve T3’ü, bebeğe çok az miktarda geçebilir. Ancak yine de,
hamileliğin geç döneminde, bebeğe geçen T4 miktarının bir ölçüde
arttığı bilinmektedir.
TSH plasentadan geçemez.
(TRH az miktarda geçebilir. TRH, beyinden salınan ve TSH sentezini
uyaran bir hormondur.)
Antitiroid ilaçlar (propycil,
methimazole içeren ilaçlar…) plasentadan geçer.
İyot plasentadan geçer.
Graves hastalığındaki “TSH reseptör
antikorları” da plasentadan geçebilir
ve (henüz anne karnında iken ya da
doğumu tâkiben) bebekte hipertiroidiye yol açabilir. Ancak bebeğe
geçen antikorlar genellikle 1-2 ayda tükenir. Yâni bu antikorlar,
bebeğin ömür boyu Graves hastası olmasını gerektirmez, ancak annesi
Graves hastası olan kişilerin, ileride Graves hastası olma riski,
diğer insanlara oranla biraz daha yüksek gözüktüğü için, dikkâtle
tâkip edilmesinde fayda vardır.
Minik tiroid büyüyor…
Hamileliğin 10-12. haftası:
Miniğin tiroidi iyot toplamaya ve
tiroid hormonu (T4, T3) üretmeye başlıyor.
Hamileliğin 13. haftası:
Miniğin beyninden salınan TSH kanda
belirmeye başlıyor, ancak, 18. haftaya dek yükselmiyor.
Hamileliğin 18. haftası:
Miniğin TSH’ında belirgin bir artış
oluyor ve bunu tâkiben bebeğin T4 ve T3’ü de artmaya başlıyor.
Doğumdan hemen sonra:
Bebeğin TSH’ında ani bir artış oluyor,
2-4 saatte zirveye ulaşıyor ve genelde 2 gün içinde normâle dönüyor.
Bunu tâkiben bebeğin T4 ve T3’ü artmaya başlıyor.
Bebeğin tiroid bezinin hiç olmaması (tiroid
agenezis’i), nadir bir hastalıktır. Bebeğin tiroid hormonunun
olmaması, annenin T4 ve T3’ünün de ancak hamileliğin geç döneminde ve
kısmen bebeğe geçebilmesi, bebeğin gelişimi açısından ciddi bir
risktir. Bu yüzden doğan her bebeğe tiroid hormonu tetkiki
yapılması çok çok önemlidir. Erken teşhis ile tiroid hormonu
eksikliği tesbit edilmiş bebeğe (hemen başlayarak) tiroid hormonu
takviyesi yapılmalıdır. Çocuğun gelişimi açısından bu hayati öneme
sahiptir. Bu konuda çevrenizdeki hamileleri doğumdan önce mutlaka
uyarınız.
Hamilelikte Hipotiroidi (Tiroid
Hormonu Yetmezliği)…
En sık sebepleri, otoimmün tiroidit (Haşimato
hastalığı), tiroidin alınmış olması, iyot eksikliği ve antitiroid
ilaçlardır.
Otoimmün kökenli hipotiroidizm’de,
düşük riskinin 2 kat, preeklampsi riskinin de belirgin arttığı
düşünülmektedir.
Hamilelik sırasında hipotiroid olan (tiroid
hormonu yetmezliği yaşayan) annelerin bebeklerinin zekası ciddi risk
altındadır. Bu açıdan hamilelik öncesinde ve hamilelik boyunca TSH,
FT4 ve FT3 tetkikleri sık aralıklarla yapılmalıdır.
Tiroid hormonu takviyesi gereken
hastaların, hamilelik sırasında tiroid hormonu haplarını (levotiron,
tefor, euthyrox,…) kesmesi, bebeklerinin geri zekâlı doğmasına yol
açabilir.
Hipotiroidi hastalarında en sık
görülen bulgular; sürekli yorgunluk hissi, aşırı üşüme, kilo alma, el
ve yüzde şişlik (ödem), kuru cilt, kabızlıktır. Tiroid bezinde büyüme
(guatr) de olabilir.
Kanda FT3, FT4, TSH, TPOAb (Anti-M
antikoru) ve TgAb (Anti-T antikoru) tetkiki ile teşhis konur.
Beyinde TSH üretiminin azalmasına
bağlı gelişen hipotiroidizm (santral hipotiroidizm), hipotiroidizmin
nadir görülen sebeplerinden biridir (FT3, FT4 düşükken, TSH’ın da
düşük olması, bu ihtimâli akla getirmelidir).
Hipotiroidide tedavi,
tiroid hormonunun takviyesi ile (tiroid
hormonu hapları ile) yapılır. Bu hapların (levotiron, tefor, euthyrox,…),
aç karnına, tercihen sabah alınması önerilir. Demir hapları, (mide
asidini gidermek için kullanılan) antiasit’ler vb. bazı ilaçlar, bu
hapların emilimini etkileyebilir. Bu yüzden bu ilaçlardan 2 saat önce
ve 2 saat sonra başka ilâç alınmaması en güvenilir yoldur.
Tiroid hormonlarının yüksek dozda
başlanması, özellikle kâlp hastaları ve yaşlılar açısından riskli
olabilir. Bu yüzden ilâca düşük dozlarla başlayıp, 1 - 2 haftada bir
dozunu arttırmak daha güvenlidir.
Hamilelik ilerledikçe, T4 ihtiyacı
genellikle artar. Bu yüzden hamilelik boyunca sık aralıklarla tetkik
yapılması önemlidir. Hamileliğin 2. yarısında bu artış daha da
hızlanabilir.
Doğum sonrası T4 dozunu, (hamilelik
öncesinde olduğu gibi) düşürmek gerekir.
Doğumdan 6 hafta kadar sonra TSH
tetkiki yapılması gerekir.
Postpartum (Doğum Sonrası) Tiroidit…
Otoimmün tiroidit’in, hamilelik
sonrası görülen özel bir şeklidir. Hamilelik yaşamış her 100 kadından
ortalama 7’sinde görülür. Ancak bir kez bu atağı yaşamış kadınların
ortalama % 70’i, ikinci hamileliklerinde de aynı atağı
yaşamaktadırlar.
Hamilelik öncesinde ya da hamilelik
sırasında TPOAb seviyesi yüksek seyredenlerde, tip 1 şeker
hastalarında daha sık görülmektedir.
Tiroid hormonlarında artma ve
azalmalar izlenir.
Genellikle doğumdan sonraki 2 – 4.
aylar arasında tirotoksikoz görülür.
Bazen 3 – 8. aylar arasında
hipotiroidi gelişir.
Ancak her 2 durum da genellikle 2 – 6
haftada geçer.
Sıklıkla bu dalgalanmalar, doğumdan 3
– 9 ay sonra biter. Ancak diğer doğumlarda tekrarlama riski ve zamanla
kalıcı hipotiroidi gelişme riski yüksektir. Bu hastaların senede bir
TSH tetkiki yaptırması bu açıdan çok faydalı olur.
Tedavi,
hastanın içinde bulunduğu evreye göre
(hipotiroidi – tirotoksikoz) farklılık gösterir. Hamile olmayan
tirotoksikoz hastalarında, çarpıntı, aşırı terleme vs.’yi önlemek için
kullanılan “beta blokör denen (propranolol içeren ilâçlar gibi)
ilâçlar”ın, hamilelerin bebeklerinde büyüme-gelişme geriliği yaptığı
düşünülmektedir. Bu açıdan hamilelerin, kullandığı ilâçları, hem
doğum - hem tiroid uzmanına ayrı ayrı hatırlatması ve onaylarını
alması gerekir. Bu hastalıkta, tiroid hormonu fazlalığının nedeni,
hormon üretiminin artması değil, hücre hasarına bağlı, kana âniden
boşalan hormonlardır. Bu yüzden (tiroid hormonu üretimini azaltan)
antitiroid ilâçların bu dönemde hızlı ve ciddi bir etkisi yoktur.
Hipotiroidi döneminde ise tiroid
hormonu hapları ile takviye yapılır.
Yapılan çalışmalar, selenyum tedavisi
ile;
* Hastaların en az yarısında TPOAb
üretiminin baskılanabildiğini,
* Ayrıca hamilelik döneminde selenyum
tedavisi verilen hastalarda, doğum sonrasında pospartum tiroidit
geçirme ve kalıcı hipotiroidi görülme oranında düşüş izlendiğini
göstermektedir.
Ancak selenyum tedavisinin doz ve
süresinin doğru ayarlanması gerekmektedir.
Selenyum, gıdalarla aldığımız,
vücudumuzun ihtiyaç duyduğu bir element, bir çeşit mâdendir.
Selenyumun astım, romatoid artirit, vitiligo gibi pekçok hastalıkta
faydası bilinmektedir. Vücudumuzda, “sağlıklı çalışması için
selenyuma ihtiyaç duyulan” en az 30 çeşit protein tanımlanmıştır.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO)nün de içinde olduğu pek çok kaynak, her
insanın, günlük 40-70 mikrogram civarında selenyum alması gerektiğini
bildirmektedir. Otoimmün tiroidit tedavisinde erişkin bir hasta
için kullanılan günlük ortalama doz ise, 200 mikrogram kadardır.
Yâni tedavinin özü, zaten hergün gıdalarla almamız gereken doğal bir
mâden’in, biraz daha yüksek dozda alınmasından ibârettir.
Selenyumun bu dozda ciddi bir yan
etkisi beklenmez. Nadiren hazımsızlık veya bulantı olabilir.
Amerika’nın resmi sağlık sitesi
MedlinePlus da, sağlıklı erişkinler için izin verilen günlük
dozu (RDA) 80-200 mikrogram, maksimum günlük dozu ise, 400 mikrogram
olarak belirtmektedir.
Selenyum, tiroid bezine karşı oluşan savaşı baskılamak için kullanılır.
Bu arada tiroid hormonu tedavisi kesilmemelidir.
Otoimmün tiroidit tedavisinde, tiroid
hormonlarının düzenli aralıklarla kontrol edilmesinin ve özellikle
nodül varsa ultrason tâkibinin önemi büyüktür.
Bu hastalığa eşlik eden diğer otoimmün
hastalıkların tedavisi (pernisiyöz anemide B12 vitamininin iğne vs.
ile takviyesi, Sjogren sendromunda göz damlaları ile göz kuruluğunun
tedavisi gibi...) ilgili hekimlerce tâkîb edilmelidir.
Hamilelikte Tirotoksikoz (Tiroid
Hormonu Fazlalığı)…
Hamilelerin binde iki kadarında
görülmektedir. En sık neden, Graves hastalığı, sonra, çok hormon
üreten “sıcak/toksik nodüller”dir. Aşırı tiroid hormonu hapı alımı,
mol gebelik, koriokarsinom, yumurtalık teratom’u, tiroidit de
tirotoksikoza yol açabilir. Tiroidit daha çok doğum sonrası dönemde
görülür.
Graves Hastalığı ve Hamilelik...
Dinlenirken bile devam eden çarpıntı
ve titreme, iyi beslenmeye rağmen kilo kaybı (hamilenin gerekenden az
kilo alması), kusma, kas güçsüzlüğü, guatr (tiroid bezinin büyümesi),
göz kapaklarının gerilemesi ile gözlerde “dik bakış” görünümü,
bacakların ön kesiminde belirgin ödem (şişlik)… görülebilir.
Hamilelik boyunca hastalığın tipik
seyri şöyledir:
* Hamileliğin ilk döneminde bulgularda
artış,
* İkinci döneminde gerileme (hatta
hastaların % 30 kadarında, doğumdan önce antitiroid ilacın kesilmesi
mümkün olabilmektedir),
* (Sıklıkla) doğum sonrasında
bulgularda yeniden artış.
TSH reseptör antikoru seviyesi de bu
dönemlere paralel değişiklik göstermektedir.
Tedavi edilmemiş vak’alarda bebeğin
sağlığı ciddi tehlikededir (hastaların % 25 kadarında düşük, % 15
kadarında erken doğum görülebilmektedir).
Annenin “TSH reseptör antikor”ları
plasentadan geçebildiği için, doğum sonrası bebekte hipertiroidi
olabilir (bu % 8’den az vak’ada görülür ve genellikle bebeğin
tedavisini gerektirecek boyutta olmaz).
Annenin, hamileliğinin son ayında
antikor seviyesinin yüksek olması, bebeğin hipertiroidi ile doğma
riskinin yüksek olduğuna bir işaret olabilir. Bu yüzden böyle
hastalarda tetkiklerin sık aralıklarla yapılması önemlidir.
Annenin hastalığı ilaçlar ile kontrol
altında tutuluyor olsa bile, antikorlar bebeğe geçmeye devam ettiği
için, bebekte hipertiroidi olabilir.
Tedavi,
sıklıkla anti-tiroid ilâçlarla (propylthiouracil
ve methimazole içeren ilâçlar) yapılır. Antitiroid ilâçlar, tiroid
bezindeki tiroid hormonu üretimini baskılayan ilâçlardır.
Propylthiouracil ayrıca, T4’ün (daha aktif olan) T3’e dönüşümünü
kısmen engelleyen bir ilâçtır. Propylthiouracil daha az olmakla
birlikte, her 2 ilâç da bebeğe geçer ve bebekte hipotiroidizme yol
açabilir. İşin kötüsü, bebeğe yardımcı olmak için anneye T4, T3
verilmesi de pek işe yaramaz, çünkü bunlar bebeğe ciddi oranda geçemez.
Bebekte guatr (tiroid bezinin büyümesi) olabilir.
Bu yüzden hipertiroidili anneyi tedavi
ederken, (bebeğin selâmeti açısından) antitiroid ilâcı asgari dozda
tutmak, bir diğer ifade ile dozu “abartmadan, yettiği kadar” kullanmak
gerekir.
2 - 4 haftada bir FT4 ölçümü yapılır.
FT4 değerinin “normâl aralığın üst sınırına dek” çekilmesi yeterlidir.
Artan doz, bebek için artan risk demektir.
Tedavi ile bulgularda 2 hafta içinde
düzelme beklense de, FT4’ün normâl aralık içine çekilebilmesi
genellikle 1 ayı bulur.
FT4 değeri “normâl aralığın üst
sınırına” düştüğü an, ilâcın dozunun azaltılarak, idâme (devam) dozuna
geçilmesi uygun olur.
Antitiroid ilâçlara direnç, son derece
nadirdir.
Bebekte tirotoksikoz gelişiminin
işaretleri, bebeğin kâlp atışlarının ve hareketlerinin artmasıdır.
Annelerin bu konuda uyanık olması ve hekimlerini uyarması gerekir.
Bazen anne, hamilelik öncesi aldığı
tedavilerle (ameliyat, radyoiyot tedavisi vs. ile), ötiroid hatta
hipotiroid hâle gelir, ancak bebeğe geçen antikorlar nedeniyle bebek
“hipertiroidi” yaşıyor olabilir. Bu durumda bebek için, “annenin
bedeni” aracılığı ile antitiroid ilaç verilebilir. Bu arada annenin
hipotiroidiye girmemesi için, ayrıca T4 ilâvesi yapılır. T4 bebeğe
ciddi oranda geçemediği için de, bebek açısından risk oluşturmaz.
Böylece bebek, annesinin bedeni aracılığı ile tedavi edilmiş olur
(Annelik, işte böyle bir şey…).
% 1 - 5 kadar hastada, bu ilâçların
yan etkisi izlenmektedir. Ciltte kırmızı leke, eklem ağrısı, ateş,
bulantı, metalik tad hissi, akyuvar (lökosit) sayısında geçici azalma,
kaşıntı, … yan etkilerden birkaçıdır. Bir ilâcın yan etkisi olursa,
diğeri denenebilir.
Ateş ve boğaz ağrısı, “agranülositoz”
denen ve ölümcül olabilen bir yan etkinin ilk işaretleri olabilir.
Nadir görülen (binde 5’in altında) bir yan etkidir. Kan sayımında,
granülosit sayısının 250/mm3 ‘ün altına düşmüş olması ile
tanınır. İlâcın hemen kesilmesi gerekir.
Her iki ilâç da, anne sütüne geçer.
Ancak genellikle geçen doz, emzirilen bebek açısından çok büyük bir
risk oluşturmaz.
(Hamile olmayan) Graves hastalarında,
çarpıntı, aşırı terleme vs.’yi önlemek için kullanılan “beta blokör
denen (propranolol içeren ilâçlar gibi) ilâçlar”ın, hamilelerin
bebeklerinde büyüme-gelişme geriliği yaptığı düşünülmektedir. Bu
açıdan hamile kalmış hipertiroidi hastalarının, kullandığı ilâçları,
hem doğum hem tiroid uzmanına bir kez daha hatırlatması ve onaylarını
alması gerekir.
Yüksek doz iyot tedavisi ile, tiroide
giden kan akışı ve tiroid hormonu üretimi baskılanabilse de, bebekte
guatr’a yol açabildiği için pek uygulanmaz.
Hamilelikte Tiroid Nodülü (Nodüler
Guatr)…
Bu konuda Amerikan Tiroid Birliği’nin
(ATA) yayınladığı kılavuzda tavsiye edilenler şöyledir:
Hamilelerde tiroid nodüllerinin
teşhisi, sintigrafi çekilmemesi dışında, diğer hastalardaki gibi
yapılır. Ultrason (USG)’da riskli nodül tesbit edilmiş hastanın TSH’ı
normâl ya da yüksek ise, iğne biyopsisi ile nodülden parça alınıp,
incelenir. Eğer TSH, hamileliğin 3. ayından sonra bile düşük
seyretmekte ise, bu nodülün büyük ihtimâlle çok çalışan (sıcak) bir
nodül olduğunu düşündürür, bu yüzden “hamilelik sonrası” sintigrafi
çekilip, gerekirse biyopsi yapılır.
Biyopsi sonucu nodülde kanser tesbit
edilirse, ameliyat önerilir. Ancak ameliyatın ne zaman yapılması
gerektiği (hamilelik sırasında ya da doğumdan sonra?) tartışmaya
açıktır. Ameliyat yapılacaksa, (düşük riskini en aza indirmeye
çalışmak için) hamileliğin 24. haftasından önce yapılmalıdır.
Hamilelik sırasında tiroid kanserinin
daha hızlı büyüdüğüne dair bir kanıt olmadığı gibi, bir çalışmada,
differansiye tiroid kanserli hamilelerin, “hamilelik sırasında ya da
doğumdan sonra” ameliyat edilmiş olmasının, hastalığın nüks etme
oranına ya da hastaların ortalama yaşam süresine etki etmediği
gösterilmiştir. Daha da ötesi, bir başka çalışmada, tiroid kanseri
tesbit edildikten sonra tedavinin 1 yıldan kısa süre ile ertelendiği
vak’alarda, hastalığın uzun vadedeki seyrinde ciddi bir kötüleşmenin
olmadığı bildirilmektedir.
Hamileliğin erken döneminde tesbit
edilmiş kanserli bir nodül, USG ile takip edilmeli ve 24. haftaya dek
büyüme eğilimi gösterirse, o haftaya dek ameliyat edilmelidir. Yok
kanserli nodül, hamilelik ortasına kadar büyümemiş ya da nodül,
hamileliğin 2. yarısında tesbit edilebilmiş ise, ameliyat belki doğum
sonrasına ertelenebilir.
Mutluluk ve Sağlık Dileklerimizle...
Uzman Dr. Ömer TÜRKER
www.tiroidim.com
Kaynaklar:
1) “Management Guidelines for Patients with Thyroid Nodules and
Differentiated Thyroid Cancer”. Amerikan Tiroid Birliği (ATA)’nin 2006
yılında “Thyroid” isimli derginin 16. sayısında yayınlattığı makale.
Hâlâ derginin en çok okunan makalesidir.
2) Harrison’s Practice Answers on Demand Beta. Hekimlere yönelik tıp
sitesi (ücretli). 19/5/2006 tarihli versiyonundan.
3) Current Medical Diagnosis and Treatment 2007. Hekimler arasında en çok
satılan tıp kitaplarından.
4) Manual of
Obstetrics. Arthur T. Evans. (L.W.W) |